Sen hangisini besliyorsun?

Rivayete göre, bilge bir Cherokee kızılderilisi, uyumaya çalışan minik torununa her insanın içindeki iki kurdun hikâyesini anlatır. 

 

“İki gri kurt içimizde sonsuza kadar savaşır” der, “Biri kötülüktür; öfke, kıskançlık, açgözlülük, alınganlık, hakaret, yalan ve egoyla beslenir. Ötekiyse iyiliktir; mutluluk, huzur, sevgi, umut, alçakgönüllülük, nezaket, anlayış ve gerçekle beslenir.”

 

İki iri kurdun canhıraş boğuşması gözlerinin önünde canlanan küçük çocuk, büyüyen gözlerle sorar: “Peki hangisi kazanır?”

 

Yaşlı kızılderili, usulca ufaklığın başını okşar. “Biz hangisini beslersek.”

 

 

Kimimiz bunu iyilikle kötülük arasında bilir ama aslında karanlık ve aydınlık arasındaki savaş, insanlıkla aynı yaştadır. Her birimiz, iki taraftan da birer parça taşıyarak dünyaya geliriz. Yaşamımız boyunca yaptığımız seçimler de, bu savaşta hangi tarafta yer alacağımızı belirler.

 

Aydınlık, -içinde bencillik barındırmadığından- kişiye bireysel ödüller sunmaz. Aksine; emek vermeyi, fedakârlık yapmayı, paylaşmayı, hizmet etmeyi, koşulsuz sevmeyi, barışı, eşitliği yaymak ister.

 

Aydınlığın güçle ilgisi yoktur. O, bireyle ilgilidir. Bireyden başlayıp pazarlıksızca herkese dokunmayı, herkesi birlikte, aynı anda yüceltmeyi amaçlar.

 

Aydınlığın gerçek ödülü, hiç kimse olmakla yücelebilen, başkaları için var olmaktan mutlu olabilen, saf ışıkla dolu, tertemiz, yara izleriyle barışık, zayıf olmanın insani olduğunu kabullenmiş yüksek bir uygarlık bilincidir.

 

ψ ψ ψ

 

 

Karanlığın ödülleriyse baştan çıkarıcıdır. Aydınlığın sunduklarının aksine tamamen bireysel ödüllerdir bunlar. Para, şöhret ve kudret yani GÜÇ. Üstelik karanlık, yarın değil, belki değil, hemen ve büyük bir kesinlikle verecektir bu ödüllerini, sadık hizmetkârlarına…

 

Bir kere karanlığı seçenler için artık tek bir amaç vardır; daha fazla güç! Çünkü bu bitmeyen güç yarışı içinde; arkadan gelenlere ezilmemek, önlere geçebilmek ve oralarda kalabilmek için yapmaları gereken tek şey, daha hızlı koşacak güce kavuşmaktır.

 

Karanlıktakiler, başkaları için -hele zayıf olanlar için- hiçbir şey yapmazlar. Onlara göre zayıflar yazgılarını hak etmiştir. Zira bu düzende herkesin doldurduğu bir boşluk vardır... Havanın bile.

 

 

ψ ψ ψ

 

 

Ne yazık ki bugün dünyada karanlık, aydınlıktan daha güçlü ve gittikçe de güçleniyor.

 

Bu yüzden paylaşmayı bilmiyoruz, başkalarının sorunlarıyla ilgilenmiyoruz, bir türlü mutlu olamıyoruz, dürüstlükten ve doğruluktan uzaklaşıyoruz, insanca rekabet etmeyi beceremiyoruz, konuşmak yerine kavga ediyoruz, bitki, hayvan ya da insan olsun, yaşayan hiçbir şeye değer vermiyoruz...

 

Sözde her geçen yıl uygarlaşıyoruz; oysa sadece teknolojimiz ilerliyor.

 

Açlar hâlâ açken daha çok yiyecek tüketmenin, zayıflar hâlâ zayıfken daha da güçlenmenin, hastalar hâlâ hastayken pahalı estetik ameliyatlara girmenin ne anlamı var?

 

Kan kokusuna üşüşen piranhalar gibi; insana ait her şeye saldırıp yok eden karanlık, aslında bizi var eden en temel parçayı, insanlığımızı tüketerek  uygarlığımızı yok ediyor.

 

ARTIK MUMLARIMIZI YAKMAK ZORUNDAYIZ!

 

Bir zamanlar alabildiğine parlayıp dünyayı aydınlatan o kuvvetli insanlık ışığını yeniden canlandırmak, karanlığın dünyadaki hakimiyetinin karşısına bütün aydınlığımızla dikilmek, ışığımızı gidebildiği yere kadar yaymak zorundayız.

 

Önce kendimizden başlayıp sonra uzanabildiğimiz her yere…

 

Yıldızların zifiri karanlıkta göründüğünü unutmadan.

Please reload

Öne Çıkanlar

"Nefret" üzerine

1/10
Please reload

En Yeni Yazılar
Please reload

Arşiv
Please reload

Etiketler